Birbirini Yalanlayan İnançlarla Bilim Yapılabilir Mi?

Paylaşmak için:

“Din nedir? buradan başlamak lazım. Ben, Din’in altındaki bütün inanç sistemlerini kast ediyorum. Şimdi Din, ilk ortaya çıktığı zaman iki tane işlevi var, bugün hâlâ daha iki tane işlevi var.

Bunlardan bir tanesi İzah işlevi. İnsanlar, çevrelerinde olup biteni izah etmek istiyorlar. Anlamak istiyorlar. Çünkü bu, insanın hayatta kalabilmesi için gerekli bir şey. Ne olup biteceğini anlayacaksınız ki, ona karşı tedbir alasınız. Yani bir yıldırım düştüğü zaman, insanın ilk sorduğu soru “Bu nedir?” olmuştur. İkinci sorduğu soru, “Niçin olmuştur?” İnsanın ilk dönemlerinde, yani ilk düşünmeye başladığı zamanlarda buna bir açıklama getirmesi mümkün değildir çünkü bilimsel bir birikime sahip değildir. Onun için insan, ikinci bir şey icat ediyor; “Yalan Söylemek”. İnsan, şimşeğin çaktığını görüyor, “buna bir şeyin sebep olması lazım” diye düşünüyor. Şimdi ilk insanların bildiği sebepler arasında iki şey var; birincisi kendi, ikincisi hayvanlar. (Hayvan sana saldırırsa ölürsün, hayvan seni boynuzlarsa ölürsün vs. Hayvan bir sebeptir.)

Dolayısıyla, şimşeği çaktıran için diyor ki; “Bu bir güç.” nasıl bir güç? kendisi gibi bir güç. Çünkü başka bir şey bilmiyor. “Bu kızdı” diyor, “Şimdi bu güç her neyse, benim bir şeyler yapmam lazım. Kızgınlığını geçirmem lazım.” Gene kendisine dönüyor “Benim kızgınlığım nasıl geçer?” diyerek. Cevaplar basit; birisi sana iltifat ederse, birisi sana hediyeler sunarsa vs. İnsan da dolayısıyla böyle düşünüyor. “O zaman ben de öyle yapayım. Bunu bize kim yapıyosa ona hediyeler vereyim, iltifatlar (dua) edeyim de bizi rahat bıraksın.” diyor.

Kendisinin en kıymetli hediyesi nedir o zamanlar? yiyecektir. Yiyecek hediye ediyor o da. Avını götürüyor, sunuyor. O güç ve otorite diye gördüğü hayâli şeyle bir ilişki kurmaya çalışıyor. Bu, izah görevidir Din’in.

İkinci göreviyse Düzenleme’dir. İnsan oğlu bir topluluk içinde yaşıyor. İnsanoğlu’nun yaşadığı topluluk iki gruptan oluşuyor. Bir grup; Avcılar, diğer grup; Tarımcılar. Şimdi, Avcılar, küçük gruplar hâlinde yaşamak zorundadırlar. Çünkü avı ne zaman yakalayabileceği belli değildir. Bilirsiniz, Etobur hayvanlar bazen haftada 1 defa, bazense 3 defa yerler. Garantisi yok. Avını ne zaman bulursa. Dolayısıyla içerisinde yaşadığı dünya, düzensiz bir dünya. Belirli kuralları olmayan bir dünya. (Av ne zaman gelir, mevsime göre hangi av vardır, av nerden gelir vb.) Bunun için avcı toplumlar, küçük toplumlar olmak zorundadırlar. Genellikle birkaç çekirdek aile, en fazla bir Klan olabilirler. Bunun üstüne çıktığınız zaman topluluğu besleyemiyorsunuz. Çünkü topluluğun av ile hareket etmesi lazım ve ne kadar yiyecek bulabileceğinizin garantisi yok. Dolayısıyla belirli bir nüfus sayısının üzerine Avcılar çıkamazlar.

Daha ilginç olanı, avcının tabiatta gördüğü güçler, az önce bahsettiğimiz güçler. İşte kendisini öldürebilen hayvanlar var mesela. Bunlara güç atfediyor. Bu hayvanların sayesinde öldürmeyi de, ölmeyi de öğreniyor. Ölmek nedir zaten biliyor, hastalıklar var vs. Bu esnada, insanın son nefesini verip gitmesine bir model buluyor. “Bu ölende nedir giden ki ölmüş? hiç farkı yok bizden. Bir hoh yaptı son defa nefes verdi gitti. Bu nefes nedir?” diyerek, son nefese Ruh adını vermeye başlıyorlar. İnsanın son nefesiyle beraber ruhunun da gittiği inancı böylece yayılmaya başlıyor. “Bu ruhtur, bizim yaşamamıza sebeptir. Gitti mi biter.” düşüncesi oluşuyor, (e bir de yakınları ölüyor tabi annesi, babası, çocukları ölüyor bu insanların, bir daha görmek de istiyorlar, kabul etmek istemiyorlar) ve böylece “Sonraki yaşam” veya “Ruh ölümsüzdür” inancı gelişmeye başlıyor.

Bunun üzerine, hayvanlar arasında da ruhlar farz ediliyor. Doğa felaketlerini, başlarına gelen kötü şeyleri bu öldürdükleri hayvanlara bağlıyorlar. “Bu hayvanların ruhlarından korunursam, hayvandan da korunurum.” diye düşünüyorlar. Yardım isteyebileceği kişiler kimler? anası, babası. Öldüler mi ne olacak? bu sefer onların ruhlarından yardım istemeye başlayacak. Avcı toplumlarda bu yüzden Tanrı yoktur. Ruhlar vardır. Ruhlara danışılır. Kahinler çıkar ortaya, ruhlarla konuşanlar vardır. Daha gelişmiş olan toplumlarda ise artık Göktanrı inancı vardır. (Bir tane Ana Tanrı vardır, o da doğanın kendisidir” diye düşünmeye başlarlar. İşin içine sanat ve hayalgücü giren toplumlarda ise bu yüzden orman tanrısı-perisi, su tanrısı-perisi gibi, savaş tanrısı-perisi gibi modeller icad edilmiştir. Avcıların çok basit bir mitolojileri vardır esasında. Her şeyi ruhlar idare eder, her bölgeye göre ayrı ayrı ruhlar vardır.)

Şimdi, gelelim Tarım toplumlarına; bir kere toprakla ilişkiniz var. Toprağa küçücük bir tohum atıyorsunuz, kocaman bir buğdaya dönüşüyor. Bunu ilk yapan insanlar, anne ile toprağı eşit görüyorlar. “İkisi de doğuruyor” diyorlar. Dikkat ederseniz, Tarım toplumlarının ilk gelişmeye başladığı dönemlerde, milletlerde Baş Tanrı, her zaman kadındır. “Tanrıça” inancı hakimdir. İlk defa bu bizim Çatalhöyük’te değişmeye başlıyor. Çünkü volkanlar patlıyor, birçok doğa felaketi meydana geliyor. Volkan patlaması sayesinde nem lokalize oluyor, fırtınalar başlıyor, şimşekler çakıyor. (Bu görüntüyü aklınızda canlandırmaya çalışın… bir felâket. Üstelik bu felâket can alıyor, insanları öldürüyor ve ektiğiniz ürünleri mahvediyor.) Böyle bir şeyi siz ilk insan olarak gördüğünüz zaman, ödünüzün patlamaması mümkün değil. Ancak ilk insan, bu patlamadan bile faydalanıyor ve volkanın kenarındaki obsidyenlerden cam, balta, mızrak gibi silahlar yapıyor. Bu obsidyenin ticareti bile yapılmaya başlıyor. Anadolu’da çıkan bu obsidyenlerin, tâ Sina’ya kadar ulaştığını arkeolojik kazılarda görmüş bulunmaktayız.

Bu sefer insan, bu felâketi getiren ama yanında sana silah veren varlık için “Erkek” modeli geliştiriyor. Çünkü anne doğurucudur, besleyicidir, merhametlidir; ama baba kızar, bağırır, çağırır, döver ama yine de sana silah verir, dövüşmeyi öğretir vs. İlk insan diyor ki; “Bu Tanrı. Bu, babama benziyor. Bir şeye kızdı, ortalığı birbirine katıyor.”

Celal Şengör’ün  “Birbirini Yalanlayan İnançlarla Bilim Yapılabilir Mi?” adlı konuşmasından altıntıdır.


Paylaşmak için:

İmgelerin Sisi

Ateistler Çağı insanlığın ve vicdanın yükselişe geçeceği çağ olacaktır. Çünkü uğruna propaganda ve savaş yapılacak bir din olmayacaktır...

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.