De Bakalım Olric..!

Paylaşmak için:

AKP’nin nerede, nasıl ve ne amaçla kurulduğunu hepimiz biliyoruz. On beş yıldır aralıksız olarak iktidarda olduğu da biliniyor. Buralara hiç sarkmadan, bazı başlıklar ile bir sorgulama yapalım istiyorum.

Üç (-Y-) ile mücadele edeceğiz diyerek iktidar koltuğuna oturan bu AKP biti kanlanır, kanlanmaz halkın cumhuriyetten bu güne kadar biriktirdiklerini, Siyonist ve vahşi batı kapitalistlerine aktarmaya başladı.

Zehirli örümceklerin avına yaptığı gibi devletin bütün kurumlarına karanlık beyinleri zerk ederek, içlerini boşalttı.

Dünya halkları gözünde TC diye bilinen bu devletin yanına Fetö ile el ele vererek bir de cemaat – tarikat İslam devleti peydahladılar.

Hukuk devleti anayasa değişiklikleriyle ve göstere, göstere kadı devletine, sosyal devlet ilkesi de adamına göre sadaka sistemine götürüldü.

Yine bütün partilerin gözlerine sokar gibi anayasa değişikliği ve her tür hileye başvurarak, hatta YSK’nu da kullanarak, tek adamlık sistemi denilen, diktatörlük ile ülkenin tepesine çöktüler.

Hiçbir siyasi önderi yok denen ve üst düzey bir tek de olsa sivil yetkilisi ele geçirilememiş, bir darbe ile sıkıyönetim ilan ederek, ülkeyi açık hapishaneye çevirdiler.

Bu işi de yani darbe girişimini muazzam bir fırsata çeviren AKP, bazı gizli ve şaibeli görüşmelerden sonra MHP’ni de yanına alarak, dünyanın hiçbir diktatörlüğünde görülmemiş KHK’ler ile kör, topalda olsa nefes alan demokrasiyi deyim yerinde ise, çarmıha gererek, ortadan tamamen kaldırmıştır.

Hal böyle iken, TBMM lav edildi diyen muhalefet partileri, matematiksel sayıları yetmediği halde, hala o yok dedikleri mecliste çemkirmekteler.

Muhalefetin halka kolayca izah edebilmesi açısından, böylesine devasa fırsatların hiç birisi halktan ve demokrasiden yana kullanılmadı.

Bu durum, halkın size verdiği yetkiyi mecliste kullanma değil, tam aksine kullanılamadığı için ey halkım sana döndük, birlikte neler yapabiliriz ile izah edilebilecek bir durumdu.

Her nerede olursa olsun, memleket sevdalısı yurtsever arkadaşlar ve dostlarımız ile bu konulara ne zaman eğilirsek, eğilelim, hepimizin içi kan ağlamaktadır.

Ülkenin bu noktaya gelişinin-getirilişinin nedenlerini realist bir şekilde ortaya çıkaramadığımız sürece, doğru tedaviye ulaşma yönünde her zaman sıkıntıya düşeriz.

Denize düşen yılana sarılır veya yahu o partiler barajı aşamaz ki gibi kara sisteme yarayacak davranışlarımız ile kendimizi ve geleceğimizi, domuz bağı ile bağlamaya kalkışmayalım. Ama maalesef bu güne kadar bunu çoğumuz yaptık.

Bu dünyada insanlığın yaşamında iki temel gerçeklik vardır. O da ezen ve ezilen, bunun ortası yoktur.

Güne dair koftirik pembe söylemler ile fırsatçı davranışlar ile hiçbir toplum hak ettiği refah ve esenlik düzenine ulaştırılamaz. Kapitalizmi öldürecek bir tek panzehir vardır, oda sosyalizmdir.

HDP Türkiye partisi olacağız söylemleri ile halkın karşısına çıktı. Ama bünyesine: Şeyh, şıh kafalı zındıkları, toprak ağaları, doğunun tüccarları ve Kürkçü gibi şaibeli insanları yerleştirdi. Solun bir kısmında bazı umutlar yeşerten bu parti her neden ise tüzüğünde tek satır ile bile sınıfsallığa ve onun bilinçten beslenecek gücüne yer vermedi.

Gelelim şimdi yeni CHP’ne, bu parti cumhuriyeti kurmak ile övünürken, ‘’batıcılığı’’ demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ile değil de NATO ve AB cilik olarak anladı ve o çizgide devam etmekte.

Bayrağında sosyalizmden araklanma devrimci kavramların olması bu partiyi gerçek anlamda halkçı yapmaz.

Ülkenin kısa vadede ki siyasal tarihine baktığımızda CHP’nin halkçı bir duruşunu değil, kendi deyimleri ile “ortanın solu”n da olduğunu görürüz. Bu ne demektir?

Bu gelişen ve gelişecek olan ve gücünü ezilen halkından alacak solu frenlemek, törpülemek ve sabitlemek demektir. Zaten 1940’ların sonlarından başlayarak, bu güne kadar da yüzlerce kez bunu fiilen yapmıştır.

Oysa yapılması gereken, soldan korkmak, onu örselemek değil, onlar ile et-kemik olarak, bu kara ve faşist düzenin bu şekilde güçlenmesine meydan vermemekti.

Yukarıda da bahsettiğim gibi o kadar fırsat, hamiline çek gibi ele geçtiği halde, halktan yana bir tavır alınarak, bu HDP ile CHP o yok dedikleri meclisi terk edip, MHP ile AKP’ni baş başa bırakamadılar.

Bunu ilk fırsatta yapsalardı eğer, memleket ne çakma dedikleri darbeyi yaşayacak, ne de bu karanlık günleri görecekti.

Sonuç olarak, partisine sınıf ve onun dayanışma gücünü koyamayan partiler halkın değil, sistemin partileridir. Önce bu gerçeği kavramak ve ona göre çareler aramak zorundayız.

Bu partilerin sığlığı, silikliği ve aymazlığı bu kadar aleni iken, diğer partilere barajı aşamaz demek, gerçek sorumluluktan kaçma lüksüdür. Sen öyle dersen, ben öyle dersem tabi ki o partiler halkı ile kucaklaşamaz.

Avrupa memleketlerini turlayarak, Amerika koşarak, oralarda iktidarı şikayet etmek, tam bir fiyasko ve teslimiyettir. İnsan hakları mahkemesi gideceğinize sineni-i millet denen hakkınızı kullanacaktınız.

Ülkenin bu noktaya gelişi, halkın soyulup, soğana çevrilmesi ve daha doğmamış bebeklerin milyarlarca dolar borç altına sokulması, ülke ve halka yapılmış en büyük ihanettir.

Ele geçen fırsatları halkının lehine kullanamayan ya da bilerek bunu yapmayan, bu partilerin bu güne kadar yaptıkları da ikinci bir ihanettir.

İşte bu gerçekleri görmeden ve kendi sınıfımızı bilmeden oraya, buraya savrularak, hiçbir aydınlığa varamayız!


Paylaşmak için:

Ateistler Çağı

Ateistler Çağı insanlığın ve vicdanın yükselişe geçeceği çağ olacaktır. Çünkü uğruna propaganda ve savaş yapılacak bir din olmayacaktır...

Bir cevap yazın