Göçmenlik ve Yurtseverlik

Paylaşmak için:

Dünyanın farklı noktalarından yeni doğmuş beş bebek alınsa ve bu çocuklara etnik bilgiler hariç her şey öğretilse, iler bu çocuklar, ben şu millettenim diyemezler.

Her çocuğa bu bilinç aile – çevre ve toplum tarafından yüklenir. Tarihsel kökeninin nereye kadar gittiği tam olarak bilinmese de insanlık devletleşmeye başladığında ırk ve ırka ait olduğu iddia edilen topraklar yüzünden, bir birlerinin çok kanını akıtmış ve bu vahşet halada sürüp gitmektedir.

Osmanlının son dönemleri ve sonralarında ırksal üniformalarını çıkararak, devrimci giysilerini giyinen Ermenilerin, Yahudilerin, Rumların, Hıristiyanların varlığını hiç birimiz inkar edemeyiz.

Yine o dönemin gönüllü veya zorunlu göçmenlerine bakıldığında Balkanlardan, Yunanistan civarlarından ve Rusya taraflarından gelenlerin çoğunun sınıf bilinci temelinde çok olmasa da Yurtsever cephede birleştiklerini biliyoruz.

Bulgaristan ve Yunanistan gibi Asya da bulunan ve isimleri İSTAN ile biten ülkelerden gelen göçmenlerin çoğunun ise kafatasçı milliyetçiliğe varan bir anlayış içerisinde olduklarının da farkındayız.

Yine hepimiz biliriz ki Türkler bu topraklara geldiklerinde bu ülke kimsenin yaşamadığı boş bir yer değil, birçok medeniyeti bağrında barındırıyordu. Bir şekilde ya asimile edildiler, ya sürgüne tabi tutulup, sonra göçmen gibi geri geldiler.

Unutmayalım; özel tarihini devletler kendileri yazarlar. Hal böyle olunca bizim tarihçiler milliyetçilik hoşafını pek çok sevdiklerinden bir çok olayı ya çarpıtmışlar ya da takiyeye tabi tutmuşlardır.

Bu bilinç ile yetişen kuşaklar ve dinsel alt yapının faklılıkları ile Yahudiliğin – Hıristiyanlığın karşısına sonradan edinilen bir dini koymayı kendilerine bir vazife edinmişlerdir.

Bütün büyük içsel kalkışma ve çatışmalar bu farklılıkların üzerinden yürütülmüş ve bu işlerin de tümü devletin keskin bir otorite sağlamasına yaramıştır.

Oysa aşağı da bizler, yeni doğmuş bebekler misali o ırksal üniformalarımızı yırtıp atarak, sınıfsal tulumlarımızı giyinsek, tabandan tepeyi sarsarız.

Bu gün toplumun büyük bir kesimi mevcut yönetim ve sistemden yakınırken, hala üzerinde ki o dinsel ve ırksal üniformayı söküp, atmayı bir türlü akıl edememektedir.

Böyle davranarak, doğası oksijensiz bırakılmış, yeni doğan bebekleri ile elli yıl sonra doğacakları milyarlarca lira borçlandırılmış bir ülke mi bırakacağız, yoksa sınıfsal tulumlarımızı giyinerek, geleceğe tertemiz ve doyasıya yaşanacak bir ülke mi bırakacağız?

Söz milletin ise eğer, hala şu tepemize vekaleten atadıklarımıza, kapitalin ve Arabın ağzı ile konuşamazsınız demeyecek miyiz?

Karar sizin.


Paylaşmak için:

İmgelerin Sisi

Ateistler Çağı insanlığın ve vicdanın yükselişe geçeceği çağ olacaktır. Çünkü uğruna propaganda ve savaş yapılacak bir din olmayacaktır...

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.