İslam Mezhepleri

Paylaşmak için:

Din mensupları arasında mezhepleşme doğal bir süreçtir. Önceki kitabi dinler Yahudilik ve Hristiyanlıkta olduğu gibi İslamiyette de üzerinde ittifak edilen ve dinin tartışılmaz esaslarını belirten metin ve ifadelerin yanında, yoruma açık ve farklı anlaşılabilecek metin ve ifadelere de rastlanır. Bu tür ikincil metin ve ifadeler mezhebe konu olup, bunların değişik şekillerde yorumlanmasıyla ulaşılan sonuçlar da mezhebi teşkil eder. Dinin temel esaslarını reddeden bazı aşırı fırkalar (gulât) dışındaki Ehl-i Sünnet, Mu’tezile, Şia veya diğer İslam mezheplerinin kabul ettiği farklı düşünceler, bu bağlamda İslam dairesi içinde değerlendirilir.

‘İslam Mezhepleri Tarihi’ alanında son dönemde yazılan eserlerde mezhepler, çoğunlukla üçlü bir sınıflandırmaya tabi tutulur: “İtikâdi, siyasi ve fıkhi mezhepler”. Bu üçlü ayrım, birbirinden kesin olarak ayrılmış düşünce sistemleri ve grupları ifade eden bir tasnif olmaktan çok, öğrenim ve anlama kolaylığı sağlamak amacıyla yapılan bir sınıflandırmadır. Zira konu edilen mezheplerin birbirleriyle bağlantıları olup aralarına kesin hatlar çizmek pek mümkün değildir.

1. İtikâdi Mezhepler: Genellikle inançlarla ilgili sabit konuların ikincil unsurlarıyla ilgili yorumlara dayanan düşünce ekolleridir. Bizatihi kendisi inanç esası olan kesin bir husus, yorum konusu olamaz. Örneğin; Allah’ın varlığı, birliği ve hiçbir şeyin ona denk olmaması, İslam’da kesin bir inanç konusudur. Fakat Allah’ın sıfatlarının, zatının aynı yahut gayrı olup olmadığı hususunda, Kuran-ı Kerim’de kesin ifadeler yer almaz.

Kuran-ı Kerim’in Allah kelamı olduğu, İslam inancının başlıca öğelerindendir. Lakin Müslümanların, Allah’ın insanlığa gönderdiği son ayetlerden oluştuğuna inandıkları Kuran-ı Kerim’in, mahluk olup olmadığı konusunda görüş birliği mevcut değildir. Allah’a, peygamberlere ve ahiret gününe iman edilmesinin gerekliliği Kuran-ı Kerim’de geçmesine rağmen, imanın mahiyeti de tartışmalıdır. Keza insanların işledikleri fiillerden sorumlu oldukları kutsal kitap ve hadislerde net biçimde ifade edilmesine rağmen bu fiillerin meydana gelmesinde beşeri irade ile ilahi kudretin ne ölçüde etkili olduğu belirsizdir. Bu ve benzeri konulardaki farklı görüşler, itikâdi mezheplerin konusudur.

Arabistan Yarımadası’nda ortaya çıkan İslamiyetin mensupları, kısa zamanda çok geniş bir coğrafyayı hakimiyet altına aldıklarında, önceki dinlerin mensuplarının inanç ve kültürleriyle temas ettiler ve onların daha önce tartıştıkları bazı meseleleri öğrendiler. Bu etkileşimle neticesinde inanç seviyesinde bazı problemlerle karşılaşıldı. Bu bağlamda gündeme gelen sorunların çözümü için ileri sürülen farklı fikirler de itikâdi mezheplerin içeriğine dahildir.

Abbasi hilafeti dönemine ait bir Kuran-ı Kerim’den, Fetih Suresi’nin 27-28. ayetlerini gösteren bir sayfa. [asia.si.edu]

2. Siyasi Mezhepler: Siyasi mezheplerin kaynağı, imamet yahut hilafet meselesine dayanır. Hz. Muhammed, Medine’ye Hicret’in ardından, peygamberliğinin yanı sıra İslam toplumunun devlet başkanlığını da üstlenmiş, yaşamının sonuna kadar Müslümanlara dini, toplumsal, iktisadi ve siyasi meselelerde izlemeleri gereken en uygun yolları göstermişti. İslam inancına göre son peygamber olan Hz. Muhammed’in vefatıyla birlikte nübüvvet yani peygamberlik kurumunun kapısı kıyamete kadar açılmamak üzere kapanırken, ümmetin idaresi vazifesi bir gündem olarak ortaya çıktı.

İslam toplumunun çoğunluğuna göre Hz. Muhammed, kendisinden sonra ümmetin işlerini kimin üstleneceğine dair kesin bir beyanda bulunmamıştı. Bu yüzden halife yahut imam denilen Müslümanların yetkili idarecisinin, İslam peygamberi tarafından daha önce şahsen belirlenip belirlenmediği tartışma konusu oldu. Meşru halife ya da imamın nesebi, taşıması gereken nitelikleri, Hz. Muhammed’e yakınlığı, seçimle mi yoksa tayinle mi iş başına geleceği gibi meseleler de tartışmanın diğer unsurlarıydı. Meşru halife yahut imam olmak için gereken şartlar, halife veya imamın yetkileri vb. konulardaki ihtilaflar, nihayetinde siyasi mezheplerin doğmasına yol açtı.

Şii fırkalar nazarında imamet adeta nübüvvetin devamı gibi kabul edildi ve imama peygamberlik sıfatları yüklenmek suretiyle imama inanılması dinin şartı sayıldı. Diğer fırkalar, özellikle de Ehl-i Sünnet ise halife olarak adlandırmayı tercih ettiği Müslümanların idarecisini, sadece insanların huzur ve sükûnunu sağlamak için ihtiyaç duyulan toplumsal ve dünyevi bir zaruret şeklinde konumlandırdı. Şia ile Ehl-i Sünnet arasındaki hilafet/imamet merkezli tartışmalar, İslamiyetteki mezhepleşmenin temelini oluşturdu.

3. Fıkhi yahut Ameli Mezhepler: Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde, ashap yahut sahabe adıyla bilinen ilk Müslümanlar, kişisel ve toplumsal hayatta karşılaştıkları meseleleri, doğrudan onun yanıt yahut açıklamaları doğrultusunda çözümlüyorlardı. Hz. Muhammed’in yaşamının sonlarına doğru İslam ülkesi genişlemeye başladıkça, uzakta bulunanların karşılaştıkları olaylarda dinin hükmünü nasıl bulacakları sorunu gündeme geldi.

İslam peygamberi, Yemen’in fethinden sonra bölgenin idaresiyle görevlendirdiği Muaz Bin Cebel’e, insanlar arasında nasıl ve hangi ölçülere göre hükmedeceğini sormuştu. Muaz da hükümlerini önce Allah’ın kitabına başvurarak vereceğini, orada bulamazsa Allah elçisinin sünneti (uyulması gereken söz ve davranışları) uyarınca hükmedeceğini bildirdikten sonra, her iki kaynakta da bulamadığı takdirde kendi görüş ve kanaatine göre karar vereceğini söylediğinde, Hz. Muhammed bu yanıttan duyduğu memnuniyeti belirtmişti. Bu olay, İslamiyette içtihadın (açık bir kuralın bulunmadığı durumlarda karar vericinin kendi görüşleri doğrultusunda hükme varmasının) meşruiyetinin, Hz. Muhammed tarafından açıkça ortaya konduğunun delili kabul edildi.

İslam peygamberinin vefatından sonra Müslümanlar arasındaki hukuki meselelerin çözümü, konuyla ilgili ihtisas sahibi olan alimlere (müçtehitlere) bırakıldı. Müçtehitler, hakkında Kuran-ı Kerim ve sünnette kesin hüküm bulunmayan sorunların çözümü için ‘içtihat’ denilen ve kıyas, icma (alimlerin bir konuda görüş birliğine varmaları) gibi yöntemleri içeren metodik bir ilmi çabayı sürdürerek hükme ulaşmaya çalıştılar. Müçtehitlerin ilmi seviyeleri, kullandıkları deliller, içtihat usulleri ile bulundukları yerlerin örf ve adetleri birbirinden farklı olduğu için varılan hukuki çözümler de farklılık arz etti. Bu farklılaşmalar, İslam dünyasında fıkhi yahut ameli mezhepler denilen ekollere dönüştü.

Yazılı hukuk metinlerinde bir konu hakkında açık bir hükmün yokluğunda içtihat, dini veya beşeri olsun her hukuk sisteminin mecburen benimsediği bir usuldür. Muaz hadisesinde görüldüğü üzere, Hz. Muhammed de yaşadığı dönem içinde hakkında delil bulunmayan konularda, kitap ve sünnetin ilkeleri temel alınarak bir sonuca ulaşılmasını onaylamıştır. Sonraki yüzyıllarda İslam toplumunun büyüyüp gelişmesine paralel şekilde, günümüzde de mensupları bulunan değişik fıkhi yahut ameli mezhepler ortaya çıktı. Ehl-i Sünnet anlayışına göre, Müslüman nüfusun çoğunluğunun izlediği Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki fıkıh okulları, ‘dört hak mezhep’ pozisyonundadır.

İtikâdi ve siyasi mezhepler, günümüz literatüründe ‘İslam Mezhepleri Tarihi’ disiplini tarafından incelenir. Fıkhi mezhepler ise ‘Fıkıh Tarihi’ disiplininin araştırma konusudur.

İslam Mezhepleri

‘İslam Mezhepleri’ başlığını taşıyan bu dosya çalışmanın hedefi, doğrudan ‘İslam Mezhepleri Tarihi’ disiplini altında incelenen itikâdi ve siyasi mezhepler hakkında okuyucuya bilgi verilmesidir. Çalışmada, bilhassa Orta Doğu ile alakalı haberlerde hemen her gün karşılaşılan mezhep isimlerinin teori ve pratikte neye tekabül ettiğini ortaya koyabilmek için, alanında uzman ilim adamlarının eserlerinde yer alan genel kabul görmüş bilgiler ve yorumlar esas alınmaktadır.

Son derece titiz bir araştırma ve yazma sürecinin ürünü olan ‘İslam Mezhepleri’ dosyası hazırlanırken, ‘herhangi bir mezhebi ötekileştirmek veya yegane doğru sayıp merkezileştirmek’ gibi yönlendirici ve tarafgir bir tavırdan kaçınmak için azami gayret gösterilmiştir.

Bu doğrultuda dosyamız kapsamında ele aldığımız İslam mezhepleri, ana hatlarıyla ortaya çıkış tarihleri ve birbirleriyle ilişkileri bağlamında şöyle sıralanmaktadır:

I. HARİCİYYE

II. ŞİA (ŞİİLİK)

A. ZEYDİYYE / B. İMAMİYYE (CA’FERİYYE) / C. İSMAİLİYYE / D. GÂLİYYE YAHUT GULÂT

III. DÜRZİLİK

IV. NUSAYRİLİK

V. ALEVİLİK

VI. BÂBİYYE (BÂBİLİK)

VII. BAHÂİYYE (BAHÂİLİK)

VIII. MU’TEZİLE

IX. EHL-İ SÜNNET (SÜNNİLİK)

A. SELEFİYYE (SELEFİLİK) / B. MATURİDİYYE / C. EŞ’ARİYYE

X. MÜRCİE

XI. VAHHABİLİK

XII. KADİYANİYYE (AHMEDİYYE)

XIII. YEZİDİLİK


Paylaşmak için:

İmgelerin Sisi

Ateistler Çağı insanlığın ve vicdanın yükselişe geçeceği çağ olacaktır. Çünkü uğruna propaganda ve savaş yapılacak bir din olmayacaktır...

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.